ANA SAYFA BURDUR MÜZESİ SAGALASSOS KİBYRA İNSUYU MAĞARASI BURDUR GÖLÜ SALDA GÖLÜ TARİHİ KONAKLAR
    
DUYURULAR
Personel Alım İlanı
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı İlanı
Aile ve sosyal Politikalar İl Müdürlüğünün Duyuru Metni
İhale İlanı (Portlant Dökme Çimento Alımı)
Geçmiş Duyurular
MEHMET AKİF ERSOY
HAYATI

TAHSİL HAYATI

BULUNDUĞU VAZİFELER ŞİİR HAYATI
YAZI VE KİTAPLARI MİLLETİYLE BİRLİKTE AĞLAYAN ŞAİR
BURDUR VE BİGA'DAN MEBUS SEÇİLMESİ İSTİKLAL MARŞI
İSTİKLAL MARŞI'NIN MANASI MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN SEVDİĞİ MISRALAR
HASTALIĞI, ÖLÜMÜ VE MEZARI ŞİİRLERİ
BURDUR'A GELMESİ  
 
HAYATI BAŞA DÖN
Mehmet Akif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul'un Fatih ilçesinin Sarıgüzel semtinde doğmuş ve 27 Aralık 1936 Pazar günü, saat 19.45'te Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda vefat etmiştir.
Mehmet Akif’in babası Mehmet Tahir Efendi (1826–1888) ve annesi Emine Şerife Hanım'dır (1836–1926). Mehmet Tahir Efendi çocuk yaşta Arnavutluk'tan İstanbul'a gelerek tahsil etmiş ve Fatih Medresesi müderrisliğine kadar yükselmiş âlim ve arif bir zattır. Annesi ise aslen Buharlı olan Tokatlı bir aileye mensuptur. Ailenin Akif'ten sonra Nuriye adında bir de kızları olmuştur.
*M. Ertuğrul Düzdağ, Eğitim, Eğitim, Aylık Eğitim Dergisi, Mehmet Akif Ersoy Özel Sayısı, Yıl:7, Sayı 73, Mart:2006 Ankara
TAHSİL HAYATI BAŞA DÖN
Mehmet Akif, dört yaşında iken Fatih'te Emir Buharı mahalle mektebine (yuva) gönderildi ve tahsil hayatına başladı. Burada iki sene ve sonra sırasıyla üç sene ibtidâî (ilkokul), üç sene rüştiye (ortaokul) ve üç sene mülkiye idadisine (lise), sonra da iki sene (gündüzcü olarak) Ahırkapı'da ve iki sene (yarılı olarak) Halkalı'da olmak üzere, dört sene de Baytar Mektebi'ne (Veterinerlik Fakültesi) devam etti. 1893'te mektebin ilk mezunu ve birincisi olarak diploma aldı.

Mehmet Akif, resmi tahsilin dışında, çok bilgili ve şuurlu bir zat olan babası başta olmak üzere birçok âlimden devamlı olarak ders okumuş ve kendisini yetiştirmiştir. Lisana karşı bilhassa kabiliyeti bulunduğundan, devamlı çalışarak Arapça, Farsça ve Fransızcayı, edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrenmiştir. Çocukken başladığı hafızlık çalışmalarını, bir müddet ara verdikten sonra, yirmi yaşında iken kendi kendine tamamlamış ve Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiştir. Mısır'daki son seneleri de Kur'an meali ile meşgul olarak geçmiştir.

BULUNDUĞU VAZİFELER BAŞA DÖN
Tahsilini tamamladıktan sonra, Ziraat Vekâleti Baytarlık şubesinde vazifeye başlamıştı. İlk dört sene Rumeli, Anadolu ve Arap bölgelerinde dolaşarak baytarlık yaptı. Yirmi yıllık bir memuriyetten sonra bir başkasına yapılan haksızlık üzerine istifa ettiğinde, aynı şubenin müdür muavinliği vazifesinde bulunuyordu.

Öğretmenlik hayatına 1906'da Halkalı Baytar Mektebi'ne "kitabet-i resmiye" (resmî yazışma usulü) dersi muallimliği ile başladı. 1908'den sonra ise Edebiyat Fakültesi ile Darülhilâfe Medresesi'nde "Osmanlı Edebiyatı" müderrisliğinde bulundu. Mütareke devrinde, "İslamiyet'i doğru olarak halka öğretmek, yanlış bilgileri gidermek ve İslam ahlakını korumak” için Şeyhülislamlık'a bağlı olarak kurulmuş bir "İslam Danışma, Tebliğ ve İrşad İlim Heyeti" olan "Darülhikmet-il İslamiyye"de üye ve başkâtip (genel sekreter) olarak çalıştı (Ağustos 1918 - Nisan 1920) ve bu kuruluşun yayın organı olan "Cerîde-î İlmiyye"yi idare etti. İstiklal Savaşı'nı yapan Birinci Millet Meclisi'nde milletvekili olarak vazife gördü. Mısır'da 1929 yılından 1936'ya kadar, Kahire Üniversitesi'nde Türkçe Hocalığı yaptı. Bütün ömrünü okuyarak ve okutarak geçirdi.

Yirmi beş yaşında iken İsmet Hanım'la (1878¬1944) evlenen Mehmet Akif'in üç kızı ve iki oğlu olmuştur.

ŞİİR HAYATI BAŞA DÖN
Lise yıllarında şiirle meşgul olmaya başlamıştı. Baytar Mektebi'nin son senelerinde bu kabiliyetini ileretti Türkçeye ve aruz veznine hâkim olmuştu. Arkadaşlarına uzun manzum mektuplar yazıyordu. Önceleri, Ziya Paşa, Muallim Naci ve Namık Kemal gibi eski üstatlar tarzında şiirler nazmederken, daha sonra kendi üslûbunu bularak onların tesirinden uzaklaşmıştır.

Şairliğinin ilk devresinde yazdığı, yayınlanmamış binlerce mısralık eski şiirlerini yok etmiştir. Bunlardan elde sadece, bazı dostlarının defterlerinde bulunan veya çeşitli dergilerde daha önce çıkmış olan, iki bin mısra kadarı kalmıştır. Bu eski şiirlerini "Safahat" (Safhalar, Hayattan Manzaralar) adını verdiği şiir kitabına da almamıştır.

YAZI VE KİTAPLARI BAŞA DÖN
Şiirlerini, 1908'de çıkmaya başlayan ve kendisinin başyazarlığını yaptığı "Sırâtımüstakim" dergisinde yayınladı. Bunlar, o zamana kadar rastlanmamış derecede akıcı, sade, halkın hayatını anlatan ve duygularını dile getiren, milli şiirlerdi. Bir zaman sonra "Sebîlür¬reşad" adını alan dergide yayınlanan bu şiirler, tamamlandıkça, "Safahat" genel başlığı altında, küçük kitaplar halinde neşrediliyorlardı. 1911–1924 yılları arasında ilk altı kitap çıkmış, yedincisi ise 1933'te Kahire'de yayınlanmıştır.

Mehmet Akif Bey, şiirlerinden başka, Sebîlür¬reşad'ın hemen her sayısına tefsir yazıları, makaleler ve tercümeler de vermekteydi. Bunların da bir kısmı kitap olarak yayınlanmıştır.

MİLLETİYLE BİRLİKTE AĞLAYAN ŞAİR BAŞA DÖN
Balkan Harbi'nin - Rumeli Müslümanlarının çoluk çocuk katledildiği, nehirlerin cesetlerle dolduğu felaketli günlerinde, 1913 yılının Şubat ayı içinde, İstanbul'da Beyazıd Camii'nde bir ikindi sonrası, Fatih ve Süleymaniye camilerinde ise Cuma namazlarından sonra kalabalık cemaatlere vaaz kürsülerinden hitap ederek, halkı birliğe, cihada ve orduya yardıma çağırmıştır.

Mehmet Akif, bu konuşmalarını, o sırada orduya destek vermek için kurulmuş olan "Milli Müdafaa Cemiyeti"nin İrşad Heyeti üyesi olarak yapmıştı. Bu konuşmaların ilanları günlük gazetelerde ve metni Sebîlürreşad'da yayınlanmıştır.

Bu savaşta, vahşice öldürülen mazlumların, alnına bıçakla haç çizilen ve sarıklarından asılan din adamlarının, sürüklenip götürülen masum genç kızların acı ve ızdırapları, onun feryat eden şiirleriyle milli vicdana ve tarihe yazılmıştır.

Kendisinin ve derginin bütün neşriyatı, daima din, vatan ve millet duyguları ile yapılmış ve bu yayınlar, birkaç sene sonra milletçe kalkışılacak olan Milli Mücadele'nin de tohumlarını atmıştır. Nitekim Mehmet Akif, 1920 Şubat ayında, ilk kurşunun atıldığı Balıkesir cephesine koşarak, Zağnos Paşa Camii kürsüsünden halkı cihada çağıracaktır.

BURDUR VE BİGA'DAN MEBUS SEÇİLMESİ BAŞA DÖN
Mehmet Akif'in Burdur'dan mebus seçilmesine, o sırada yeni seçilmiş olan bir mebusun istifa etmesi ve Mustafa Kemal Paşa'nın onun yerine Akif Bey'in yazılmasını istemesi, sebep olmuştur.

Ankara'ya 24 Nisan'da gelmiş olan Akif Bey'in seçilmesi, Paşa'nın 29 Nisan 1920 tarihli bir telgrafı ile Burdur'un bağlı bulunduğu Konya vilayetinin vali vekili ve kolordu kumandanı olan Albay Fahreddin Bey'e bildirilmiştir. Burada yapılan seçim sonucunda en fazla oyu Akif Bey almıştır.

Mehmet Akif Bey'in, Burdur'dan seçildiğinden haberi olmayan Bigalıların da, onu mebus intihab etmelerine neyin vesile olduğunu bilemiyoruz. Ancak birkaç ay önce Balıkesir'e giderek Milli Mücade!e'yi teşvik babında Zağnos Paşa Cami'inde konuşma yapmış olan Akif Bey'in, aydınlarca esasen bilinen şahsiyetine ilaveten halk tarafından da iyi tanındığı ve böyle bir meselede isminin ilk akla gelenler arasında bulunacağı tabiidir. Burdur'da olduğu gibi burada da en fazla oyu almış olması da bunu göstermektedir.

İSTİKLAL MARŞI BAŞA DÖN
Yazdığı şiir, 12 Mart 1921'de, Meclis kararı ile “İstiklal Marşı" olarak kabul olunmuştu. İstiklal Marşımızın yazılma hadisesi de hem milletimize hem de merhuma tam olarak yakışan bir özellik ve güzellik göstermektedir.

Genel Kurmay'ın Milli Eğitim Bakanlığı’na müracaat ederek, "Bu savaşımızın manasını anlatacak, halka ve askere heyecan verecek ve diğer milletlerde bulunan milli marşlara denk olacak bir marş" istemesi üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı bütün kuruluşlarına genelge ile bildirdiği gibi gazetelere de ilan vererek “Birinci seçilenin sözlerine 500 ve bestesine 500 lira olmak üzere mükâfat” koyarak, bir müsabaka açtı.

Müsabakaya 724 şiir geldi. Akif Bey, işin içinde para olduğu için, herkes kendisinden iste¬mesine rağmen, bir şey yazmadı. Hâlbuki o sırada bir paltosu bile yoktu ve çok soğuklarda arkadaşının (Baytar Prof. Şefik Kolaylı) paltosunu ödünç alıyordu. Sonunda Akif Bey'i, kendisine "para vermeyeceklerini" söyleyerek razı ettiler ve işte bu ihlas ve samimiyet ile, muhteşem "İstiklal Marşı"mız kaleme alındı. Akif Bey, mükâfat olarak ayrılan parayı, Darülmesai (İşevi) adlı, Hilal-i Ahmer'e (Kızılay) bağlı bir derneğe verdirmiştir.

İSTİKLAL MARŞI'NIN MANASI BAŞA DÖN
Bu marş - insanı heyecanlara gark eden müthiş bir duygu çağlayanı olduğu gibi aynı zamanda, aziz milletimizin, Müslüman olup öz ve has benliğini bulduktan sonra kazandığı bütün değerleri, yücelikleri ve güzellikleri de tespit edip dile getiren; hepimizin yaşama gayesini tespit ve ilan eden, muazzam bir bildiri ve bir milli yemindir.

Bunun böyle olduğu, on kıt'alık İstiklal Marşı şi¬irinin, Büyük Millet Meclisi'nde ilk defa okunduğu 1 Mart ve resmen kabul olunup iki defa üst üste okutulduğu 12 Mart 1921 tarihli celselerinde, ayakta ve her kıt' ası uzun uzun alkışlanarak dinlenilmiş olmasından da bellidir.

Hepsi, o günlerin, dini ve milli kültürü iyi bilen seçkin kimselerinden olan ve o sırada savaşın heyecanı içinde bulunan Birinci Meclis topluluğunun bu takdir ve alkışı çok önemlidir.

MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN SEVDİĞİ MISRALAR BAŞA DÖN

Meclis'in 1 Mart celsesine Mustafa Kemal Paşa, 12 Mart celsesine şair ve yazar Hamdullah Suphi Tanrı över başkanlık etmişlerdir. 12 Mart toplantısında ön sırada oturan Mustafa Kemal Paşa'nın büyük bir heye-can içinde ve ayakta alkışlayarak şiiri dinlediği tarihlerde kayıtlıdır. Sonraki günlerde beste çalışmaları yapıldığı sırada, Mustafa Kemal Paşa, "Marş'ın en beğendiği yerinin: 'Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal' mısraları olduğunu" söylemiştir.

İstiklal Savaşı kazanıldıktan sonra İstanbul'a dö¬nen Mehmet Akif, 1923 ve 1924 yıllarının kış aylarını yakın dostu Abbas Halim Paşa'nın davetlisi olarak Kahire'de geçirdikten sonra, Türkiye'deki siyasi gelişmeler yüzünden, 1925 yılı sonundan itibaren temelli olarak Mısır'a gitmeye mecbur olmuş ve ağır şekilde hastalanarak sevgili yurduna döneceği 17 Haziran 1936 tarihine kadar, on buçuk sene orada kalmıştır.

HASTALIĞI, ÖLÜMÜ VE MEZARI BAŞA DÖN
Akif Bey, son üç yılında Kahire Üniversitesi'nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Ancak Mısır'da uzun müddet kalan yabancılara bilhassa musa1lat olan "siroz hastalığına tutulmuş ve durumu ağırlaşınca, 17 Haziran 1936'da İstanbul'a dönmüştür.

İstanbul'da yine Abbas ve Said Halim Paşa ailelerinin yardımıyla tedavi olunmuşsa da şifa bulamamış ve 27 Aralık 1936 tarihinde vefat etmiştir. Hastalığında da resmi bir alaka görmeyen İstiklal Şairi'nin cenazesi, birkaç kişi ve çıplak bir tabutla Beyazid Camii'ne getirilmiş; ancak vefatını duyan ve ağlayarak koşup gelen "üniversiteli gençler tarafından bayrağa ve Kâbe örtüsüne sarılarak, etrafında nöbete durulmuştur.

Namazdan sonra mezarlığa kadar tabutu omuzlarda götürülen bu büyük insan ve büyük Müslüman’ın naaşı, kefenin üzerine bayrak sarılarak ve "İstiklal Marşı okunarak kabrine konulmuştur. Kabri bugün Edirnekapısı'ndaki "Şehitlik"te “Mehmet Akif Ersoy Meydanı"ndadır.

ŞİİRLERİ BAŞA DÖN
1. Safahat Dışında Kalmış Şiirler

Mehmet Âkif Bey, Halkalı Baytar Mektebi'nin son sınıflarında bulunduğu sıralarda (1891-93), şiirlerini zamanın dergilerine göndermeye başlamıştı. 1908 sonrasında, yazdıklarını devamlı olarak yayınlamaya başlamadan önceki yıllarda da, önemli bir şair olarak tanınmış ve kabul edilmişti. Gerek dostlarına gönderdiği manzum mektuplar ve gerek diğer manzumeleri, şiir meraklıları tarafından yazılarak elden ele yayılıyordu.

Mehmet Âkif, 1908'den önce yazdığı şiirlerinden birkaçını, 1908'den sonra neşretmekle beraber, beğenmediklerinin hepsini ortadan kaldırmıştır. Kendisinin, ikinci bir Safahat hacminde olduğunu söylediği eski şiirlerinden, sadece, 1900'den önce yayınlanmış olanlarla, ele geçen mektuplarında bulunanlar ve meraklıların defterlerinde kalanlar kurtulmuşlardır.

2. Safahat

"Safahat", Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerini topladığı yedi kitaplık şiir külliyatının adıdır, içinde 11.240 mısra tutan 108 şiir bulunmaktadır.

Birinci kitap, yalnız "Safahat" adını taşır. Bundan başlayarak sıra numarası almış bulunan öteki kitapların ayrıca isimleri vardır. Müstakil ciltler hâlinde ve farklı zamanlarda birkaç baskı yapmış olan kitaplar, Latin harfli baskılarından önce bir arada, tek cilt içinde yayın­lanmamıştır. Yedi kitabın ilk altısının bütün baskıları İstanbul'da, yedinci kitabınki ise Kahire'de yapılmıştır.
Safahatı teşkil eden yedi kitabın mısra sayıları ile eski harflerle yapılmış baskılarının tarihleri şöyledir:

  1. Safahat: 44 şiir, 3084 mısra. Üç baskı: 1911. 1918, 1928.
  2. Süleymâniye Kürsüsünde: Bir şiir, 1002 mısra. Dört baskı: 1912, 1914, 1918, 1928.
  3. Hakkın Sesleri: 10 şiir, 482 mısra. Üç baskı: 1913, 1918, 1928.
  4. Fâtih Kürsüsünde: Bir şiir, 1692 mısra. Dört baskı: 1914 (iki baskı), 1918, 1924.
  5. Hâtıralar: 10 şiir, 1314 mısra. Üç baskı: 1917, 1918, 1928.
  6. Âsım: Bir şiir, 2292 mısra, iki baskı: 1924 1928.
  7. Gölgelerdi şiir, 1374 mısra. Bir baskı: 1933.

Safahat, 1943 yılından itibaren yeni harflerle de basılmaya başlanmıştır. Şimdiye kadar yüz defadan fazla ve beş yüz bin adet kadar basılmış olan "Safahat", yurdumuzda en fazla alınan ve okunan, bir şiir ve fikir kitabıdır.

"Safahat": "Safhalar, devreler, dönemler" ve "görünüşler, manzaralar" demektir. ("Kötülük, rezillik..." demek olan "sefahet" kelimesiyle karıştırmamalıdır.) Safahat'ı teşkil eden manzumelerin tamamı "aruz" vezni ile yazılmıştır. Şiirlerin uzunluğu bir kıt'adan, 2292 mısra'a kadar değişmektedir. Mehmet Âkif, "İstiklâl Marşı"nı "milletin malıdır" diyerek Safahat'a almamıştır. "Çanakkale Şehidleri" adıyla meşhur olan şiir ise "Âsim" kitabında bulunmaktadır.

MEHMET AKİF ERSOY'UN BURDUR'A GELMESİ* BAŞA DÖN
Mehmet Akif, 10 Nisan 1920 günü 12 yaşlarındaki oğlu Emin ile birlikte istanbul’dan ayrılmıştır. Yanında ayrıca Ali Şükrü Bey vardır ve onunla Üsküdar Karacaahmet mezarlığında buluştuktan sonra Kuva-yı Milliye kuvvetlerinin kontrolü altındaki İzmit yaylası yönünde hareket ederler. Mehmet Akif ve arkadaşları Kuvay-i Milliyeciler sayesinde Geyve boğazına gelir. Mehmet Akif, bu yolculuğunda önce araba sonra at ile seyahat eder. Geyve'den dekoville Eskişehir'e, oradan da trenle 24 Nisan 1920 günü öğleye doğru Ankara'ya gelir.

Mehmet Akif, Ankara'ya gelince Meclisin önünde Mutsafa Kemal Paşa ile karşılaşmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Akif'e; "Sizi bekliyordum efendim, tam zamanında geldiniz" demiş ve en kısa zamanda ziyaretine geleceğini söylemiştir.

7 Mayıs 1920'de BMM'nin Encülmen-i İrşad ve Heyet-İ Nasiha'sına seçilen Mehmet Akif vaazları ile halkı aydınlatmaya ve Millî Mücadele etrafında birleşmeye çağırdı. Bu aydınlatmalarını Ankara'da yaptığı gibi Anadolu şehirlerine de gitmeye başladı. Henüz Ankara'ya geleli 15 gün olmadan, Burdurluların ısrarlı daveti üzerine, yanında küçük oğlu Emin ile birlikte Burdur'a gitti. Kendisini büyük bir sevgi ile karşılayan Burdur halkına vaaz ve nasihatte bulundu. Oğlu Emin Bey, babasıyla birlikte Burdur'a yaptıkları seyahati şöyle anlatmaktadır: "Mehmet Akif, Millî Mücadele'nin muazzam bir cihat olduğuna halkı o kadar yakından ikna etti ki; bu vadide öyle mahirane bir üslûp, öyle candan bir ahenk kullandı ki, Anadolu'nun birçok vilâyetinde, kazasında hatta nahiyelerinde, camisinde, medresesinde, meydanında insan kütlelerine karşı hitap etti. O, çok samimî konuşuyor; doğruyu söylüyordu. Sözleri herkesin üzerinde çok derin tesir ediyor. Onu bir kere dinleyen ve eli silâh tutabilen bütün erkekler ailesiyle vedalaşıyor, evini, karısını, çocuklarını Allah'a emanet ederek cepheye koşuyordu.

Mehmet Akif Burdur'dan ve Biga'dan mebus seçilmişti; Biga maalesef düşman istilası altında kalmıştı. Burdur'a pederi davet ediyorlardı. Ankara'da onbeş yirmi gün kaldıktan sonra cenuba (güneye) doğru hareket ettik. Seyahatimiz yaylı bir araba ile başladı. Bu seferimizde bize Antalya mebusu Süleyman Efendi refikası (eşi) ile birlikte iştirak ediyordu. Günlerce muayyen mevkilerde mola vererek yol aldık. Burdur'a vasıl olduğumuzda (vardığımızda) bu uzun araba yolculuğu hepimizi epeyce yormuştu. Lakin orada gördüğünüz iyi kabul bize bütün acıları unutturdu. Mehmet Akif i Burdur eşrafı aralarında taksim edemiyorlardı. Her akşam bir yerde ağırlarlar, şerefimize ziyafetler, hususi toplantılar tertip ediliyordu.

Babamı ilk defa Burdur'da, hükümet konağında üç dört yüz kişiyi geçen bir cemaate karşı hitap ederken gördüm. Fazla bağırdığı zaman sertleşen gür sesiyle konuşuyor, çok heyecanlı olduğu bütün hareketlerinden belli oluyordu. İzmir havalisinden sızan kara haberleri, vatandaşlarımıza yapılan işkence ve hakaretleri, mülevves çizmeler altında çiğnenen tarihî ve ilâhî mabetlerimizi öyle yanık bir dille ifade ediyor, bu fecayiin yürekler acısı avakibini öyle acı bir dille tarif ediyordu ki, ben de dinleyiciler arasında sıkışmıştım.

O muazzam kalabalık derin bir sükûta dalmıştı. Lâkin bu öyle bir sessizlik, öyle bir hava idi ki, kasırgalar koparacak ruhların kellesini koltuğuna almaya niyet eden başların son kat'i kararından doğuyordu. Bir de şurada burada hissiyatına mâlik olamayarak hıçkırıklarını tutamayan vatanseverlerin iniltileri duyuluyordu..

Burdur'da bir hafta kadar kaldık. Babama çok fazla iltifat ettiler. Öğle ve akşam yemeklerini başka başka yerlerde davetli olarak yiyorduk. Safahat şairi boğazlı (iştahlı) bir insan değildi. Bünyesine nisbeten az yerdi. Lakin güzel yemekleri seçmekte bilhassa sa-natkarane yapılmış hamur tatlılarını seçmekte zevki selim sahibi idi. Burdur'da, eşraftan bazı kimselerin sofrasında yediğimiz armudi şekilde yapılmış bir tatlı çok hoşuna gitti. Hane sahibinden bunun ismini bile öğrenmeye kalktı. Burdur'dan güneye meteveccihan hareket ettik. Seyahatimize yine yaylı ile devam ediyorduk.

Mehmet Akif, 1920 yılı Nisan ayı sonlarında Ankara'da olmuş ve Ankara'da 10-15 gün kadar kaldıktan sonra bu seyahate başlamıştır. Önce Eskişehir'de 20 gün kalmış ve sonra Burdur'a geçmiştir. Bu nedenle Mehmet Akif Ersoy'un Burdur'a 1920 yılı Mayıs ayı sonları ya da Haziran ayı başlarında geldiğini söyleyebiliriz. Mehmet Akif Antalya'da onbeş gün kadar kaldıktan sonra Ankara'ya giderken Burdur'da ahalinin ısrarı ile bir hafta daha kalmıştır.

Burdur’un İlk Dönem Milletvekillerinin Seçimi Burdur Heyet-i Milliyesinin Milletvekillerini Seçmesi

Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle Burdur Milli Heyeti 3 Nisan 1920'de Burdur'dan TBMM için 5 milletvekili seçti. TBMM için seçilen bu ilk milletvekilleri şunlardı: Burdur Müftüsü Halil Hulusi (Ermiş), Burdur Askerlik Şube Başkanı İsmail Hakkı, Çiloğlu Fahrettin Efendi, Tefenni Kazası Kaymakamı Şevket Bey (Canderer) ve Profesör Veliyuttin (Saltıkgil) Bey. Ancak Albay İsmail Hakkı Küçük ve Çiloğlu Fahrettin Bey istifa ettiğinden ve Müftü Halil Hulusi Efendi 25 Nisan'da vefat ettiği için boşalan milletvekillikleri için Burdur Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından 17 Mayıs 1920 tarihinde İsmail Suphi (Soysallıoğlu), Mehmet Akif (Ersoy) ve eski Burdur Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey seçilmiştir. İsmail Hakkı Küçük Albay'in istifa etmesi üzerine Atatürk'ün direktifiyle yerine Mehmet Akif Ersoy seçilmiştir.

Burdur'un TBMM'ne gönderdiği ilk milletvekilleriyle ilgili olarak değişik kaynaklarda değişik isimler bulunmaktadır. Örneğin, Yurt Ansiklopedisinde seçilen milletvekillerinden birinin İstanbul'da olduğu ve Ankara'ya gelemediği için yerine Fahrettin (Altay) Paşa'nın, İsmail Hakkı Bey (Miralay, Küçük) istifa ettiği için yerine Mehmet Akif'in seçildiği belirtilmiştir. Ancak Burdurlu tarihçi Osman Koçibey'in saptadığı mebus orijinal seçim dokümanında Fahrettin Altay Paşa'nın ismi yoktur (Belge için bakınız: Osman Koçibay, Mehmet Akif Ersoy ve Burdur, http://kocibay.net/meh-metakif.htm). Fahrettin Altay Paşa, Burdur'un 8. dönem milletvekilidir. Kazım Öztürk'ün TBMM Albümü kitabında İsmail Hakkı Albayın Meclise katılmadan 06.07.1336'da istifa ettiği, Fahrettin B.Çilzade'nin de 06.07.1336'da istifa ettiği belirtilmiştir. Ancak Sayın Osman Koçibay'ın saptadığı doküman bu karışıklığı ortadan kaldırmıştır. Tarihçi Mahmut Goloğlu ise İstanbul Meclisi Mebusanından Ankara'daki Meclise gelmek isteyen Hüseyin Baki Bey'in Meclise katılmadan 5 Temmuz 1920 tarihinde telgrafla izin istediğini ancak bu izinin Meclisçe kabul edilmediğini belirtmektedir.

Mehmet  Akif  Ersoy'un Seçilmesi

TBMM'ye milletvekili seçilen Burdur Askerlik Şubesi Başkanı Albay İsmail Bey istifa etmiş ve yerine Mehmet Akif Ersoy seçilmiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın konuyla ilgili olarak Fahrettin (Altay) Bey'e gönderdiği şifre telgraf şöyledir: "Konya'da 12.Kolordu Kumandanı Fahrettin Beyefendi, Şifre, Ankara, 29.04. 1336 (1920), 'İstifasından ısrarlı bulunan Burdur livası Büyük Milet Meclisi üyesi ve Ahzı asker (Askerlik Şubesi) Reisi Miralay (Albay) İsmail Beyefendinin yerine, bahsi geçen Liva Büyük Millet Meclisi üyeliğine, Ankara'da bulunan şair Mehmet Akif Beyefendi'nin seçilmesinin teminini ve neticenin bildirilmesini rica ederim.' Büyük Millet Meclisi Reisi, Mustafa Kemal."

Mehmet Akif'in Burdur'dan milletvekili seçildiği yönündeki mazbatası, 5 Haziran 1920 tarihinde Meclis'e ulaştı ve Mazbataları İnceleme Komisyonunca ve Meclis tarafından da oybirliği ile kabul edildi. 3 Temmuz 1920 günü ise Meclis'e Mehmet Akif'in Biga'dan mebus seçildiği haberi geldi. Bunun üzerine Meclis Başkanlığı 14 Temmuz 1920 günü Akif'e bir yazı yazarak, Burdur ya da Biga milletvekilliklerinden birisini tercih etmesini istedi. Ancak bu yazının cevabı gelmeden Mehmet Akif, Meclisin 15 Temmuz 1920 tarihli oturumunda diğer bazı milletvekilleri ile birlikte yemin etti.

14 Temmuz'da ise Akif'e yazılan yazının cevabı 18 Temmuz 1920 günü Meclis İkinci Başkanı Celaleddin Arif Bey'in Meclisi açışından sonra okundu. Meclis kâtibi Haydar Bey tarafından okunan Akif'in cevabi yazısı şöyledir: "Büyük Millet Meclisi Riyaset-i celilesine, 14-VII-1336 tarih ve 270 numaralı emirname-i riyâsetpenâhileri cevâbıdır. Evvelce Burdur Livasından intihâb edilmiş ve livâyı mezkûre giderek müntehib ve müvekkillerime temasta bulunmuş olduğumdan, Burdur livası âzâlığını tercihan Biga âzâlığından istifa ettiğimi arz ile te'yid-i hürmet eylerim efendim. 17 Temmuz 1336, B.M.M. Burdur livası azasıdan Mehmed Akif.

TBMM I.Dönem Burdur Milletvekilleri Ve Özgeçmişleri / Mehmet Akif Ersoy

1873'te İstanbul Fatih'te doğdu. Fatih Medresesi Hocala-rından Mehmet Tahir Efendi'nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini Fatih'te Emir Buhari Mahalle Mektebi, Fatih İptidaisi ve Merkez Rüştiyesi'nde tamamladı. Babasından ve başka hocalardan Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. Lise öğrenimini Mülkiye İdadisinde yaparak 1888'de mezun oldu. Mülkiye Mektebinin yüksek kısmında bir yıl okudu ise de babasının ölümü üzerine okuldan ayrıldı. İdadide okurken şiirle meşgul olmaya başladı. 1889 sonunda yeni kurulan Baytar Mekteb-i Alisine (Veteriner Yüksekokuluna) girdi. Okulu 22 Aralık 1893'te birincilikle bitirerek Orman, Maadin ve Ziraat Nezareti Fen Heyetine (Baytar Müfettiş Yardımcısı olarak) atandı. Görevi nedeni ile Anadolu, Rumeli ve Arabistan'ın birçok yerini dolaştı. Halkla yakın ilişkiler kurdu.

Şiirleri 1894'ten itibaren dergilerde ilk kez resimli gazetede  yayımladı. Müslümanların uyanarak bağımsızlıklarını elde etmeleri ve İslam Milletleri Topluluğu halinde birleşmeleri ana düşüncesi olup şiirlerinde dile getirdiği konulardan biri de 'Kur'an idi. 1906'da ek görev olarak Halkalı Yüksek Ziraat Okulu 'Kitabet-i Resmiye' ve 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi türkçe öğretmenliğine atandı. 1908 başında bağlı olduğu Nezaretin Baytarlık İşleri Dairesi müdür yardımcısı oldu.

II. Meşrutiyetin ilanından sonra yayımlanmaya başlanan ve İslamcı aydınların toplandığı 'Sırat-ı Müstakim' dergisinin başyazarlığını üstlendi. Bu dergide ve sonraki tarihlerde 'Sebilürreşat' dergisinde sürekli yazıları, şiirleri ve çağdaş Mısırlı yazarlardan çevirilileri yayımlanmaya başladı. 24 Kasım 1908'de Darülfünun Edebiyat Şubesi Osmanlı Edebiyatı Öğretmenliğine atandı. Balkan Savaşı sırasında yazdığı şiir ve makalelerini 'Hakkın Sesleri' adlı eserinde topladı. 11 Mayıs 1913'te Baytarlık Dairesi'ndeki görevinden istifa etti. Sebilürreşat Dergisindeki yazıları İttihat ve Terakki hükümetinin politikasına ters düştüğünden Darülfünun'daki görevinden de ayrılmak zorunda kaldı. 1914 başında Abbas Halim Paşa'nın konuğu olarak Mısır'a gidip iki ay sonra döndü. Yıl sonunda İttihat ve Terakki Fırkası'nın gizli örgütü olan 'Teşkilat-ı Mahsusa' tarafından Berlin'e gönderildi. Burada Müslüman esirlerle ilişki kurdu. Üç ay süren bu gezideki izlenimleri 'Berlin Hatıraları' başlığı altında Sebilürreşat''ta yayımladı.

1915 Mayıs'ında Teşkilat-ı Mahsusa başkanı Eşref Kuşcubaşı'nın yönetimindeki bir kurul ile Necit (Riyat)'e giderek İngilizlerle anlaşmak üzere olduğunu haber alan Şerif Hüseyin'e karşı, Necit Emiri İbn-i Resif'in hükümete sadık kalması için çalıştı. 'Necit Çöllerinden Medine'ye' adlı şiirini bu ziyaret için yazdı.

1918'de açılan Darülhikme'ye Başkatip olarak atandı. Ancak işgal altındaki İstanbul'da fazla kalamayarak Balıkesir'e gitti. Bir süre şehrin ileri gelenleri ve milli direniş yanlıları ile görüşmeler yaptı. Camilerde halkı bu konuda aydınlatacak vaazlar verdi. Bir süre sonra İstanbul'a döndü. Amacı kurtuluş hareketinin merkezi olan Ankara'ya gitmekti. 10 Nisan 1920'de Çengelköy'deki evinden ayrılarak sonradan Trabzon milletvekili seçilen Ali Şükrü Bey ile araba, at ve Geyve'den dekovil ile on sekiz günde Ankara'ya geldi. İlk konuşmasının 30 Nisan 1920'de Hacıbayram Camiinde yaptı.

Kuvayi Milliye'nin İttihatçı bir hareket olmadığı, bu savaşın dine ve halifeye karşı değil, memleketi düşmanlardan kurtarmak için yapıldığını, bunun bir cihad ve katılmanın da farz olduğunu söylüyordu. TBMM'nin I. dönemine 5 Haziran 1920'de Biga'dan milletvekili seçildi. 4 Haziran 1920'de Meclise katıldı. Ancak halkı aydmlatma ile görevlendirilerek Eskişehir, Burdur, Sandıklı, Dinar, Antalya ve Afyon yörelerini dolaştı. Camilerde milli mücadelenin amaç ve hedefleri konusunda vaazlar verdi. Bu arada 8 Temmuz 1920'de Burdur'dan da milletvekili seçilince 18 Temmuz'da Burdur'u tercih ederek Biga milletvekilliğinden istifa etti ve Ekim'de Genel Kurul kararıyla 45 gün izinli sayılarak halkı aydınlatma görevini sürdürmesi istendi, önce Konya'ya sonra Kastamonu'ya gitti. İzni bir ay daha uzatılmakla Aralık sonunda yasama görevine döndü.

Bu arada Genelkurmay'ın isteği ile Milli Marş olarak seçilecek güfte için 24 Eylül 1920'de bir yarışma açılmış, fakat yarışmaya katılan 724 şiirden hiçbiri beğenilmemişti. Yeni Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey (Antalya), Mehmet Akif Bey'in yarışmaya katılmadığını görerek ricası üzerine kaleme aldığı ve 'Kahraman Ordumuza' ithaf ettiği 'İstiklal Marşı' 12 Mart 1921'de Meclis tarafından Milli Marş olarak kabul e-dildi.

Mecliste Milli Eğitim ve İrşad Komisyonlarında çalıştı. II. toplantı yılında Milli Eğitim Komisyonunun Başkanlığını, III. toplantı yılında ise İrşad Komisyonunun Katipliği'ni yaptı. I. Dönemde milletvekilliği sona erince Ankara'dan ayrılarak İstanbul'a gitti. 1923,1924 ve 1925 kışlarını Mısır'da geçirdi. Ezher Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Ayrıca Kur'an'ın dilimize çevrilmesi çalışmaları sürdürdü. 1935 yılı başında Abbas Halim Paşa'nın ölümü üzerine Mısır'da kalamayacağını anladı. Tutulduğu siroz hastalığı da kendisini rahatsız etmekte idi. Aynı yıl Temmuz'unda dinlenmek için Cebel-i Lübnan'a geldi. Bir ay sonra o sırada Fransa idaresindeki Antakya'ya geçti. 1936 Haziran'ında İstanbul'a gitmek üzere Antakya'dan ayrıldı. İstanbul'a ayak bastığı zaman hastalığı artmıştı. 27 Aralık 1936'da Beyoğlu'nda Sait Halim Paşa ailesine ait Mısır apartmanında öldü.
Ertesi günü Edirnekapı Mezarlığında toprağa verildi. Naaşı, 1960 yılında şehitliğe nakledildi. Arapça, Farsça ve Fransızca bildiği kısa hal tercümesinde yazılıdır.

*Prof. Dr. Metin ÖZATAŞ ; İlk Çağlardan Kurtuluş Savaşı'na Burdur Tarihi , Umay Yayınları , Eylül 2009 İZMİR